background

02 Mart 2012

Arzu akşam 4.00 gibi telefon etti. Ve…… bedeninde hiçbir kanserli hücre bulunmadığını söyledi. Doktorlar bizim verdiğimiz ilaçların aslında faydası olmaz, bu nasıl oldu diye şaşırmışlar. Tanrım kulaklarıma inanamıyorum. Telefonu kapadıktan sonra gözyaşlarına boğuldum. Kızım şaşkın bana bakıyor. Ağlayarak müjdeli haberi ona söyledim. Sanki ayaklarım yerden kesilmişti. Dünyada şu anda olan her şey önemini yitirmişti, hiçbir şey düşünemez ve yerimde duramaz olmuştum. İş yerinde oradan oraya ağlayarak dolanıyor bir taraftan da Allah’ım sana çok teşekkür ederim, dualarımı ve çabalarımı boşa çıkarmadığın, sana ve kendime olan inancımı sağlamlaştırdığın için teşekkür ederim diyordum. Mutluluğumu tarif etmeye değil Türkçe kelimeler tüm dünya dilleri yetersiz kalıyordu. Şu anda şöyle haykırmak istiyordum; Arzu’cuğum teşekkür ederim, benim için bir mucize gerçekleştirdiğin için teşekkür ederim ve ne yaparsan yap ama bir daha gerçekleri inkar ederek kendine yalan söyleme.

İnsanlara şifa vermeye karar vermiş birisi için bundan daha güzel ne olabilirdi ki? Yok, bu son noktaydı işte. Bacağından, her iki ciğerinden ameliyat olmuş, sonra tekrar akciğerlerinde nodül oluşturmuş ama şimdi de hepsi yok olmuştu. Bu kitaplardan okuduğum bir hikaye, başkalarının yaşam öyküsü değil, bu bizzat benim şahit olarak yaşadığım bir olaydı. Ağzımdan teşekkür ve minnettarlık sözleri dökülürken, zihnimden geçen düşüncelerde bunlardı. Eşimi aradım, ağlayarak anlattım, Ezgi’yi aradım, ağlayarak konuştum, Reiki hocamı aradım ağladım.