background

06 Kasım 2011

Bugün Türkiye’de bayram. Biz de getirdiğimiz en güzel elbiselerimizi giyerek bir birimizle bayramlaşıyoruz. Hediye almak için güzel bir gün. Çocuklarıma, eşime, arkadaşlarıma ve Arzu’ya hediye alıyorum. Hayvanat bahçesine gidiyoruz ve orada 5 aylık bir kaplan yavrusunu seviyorum. Lisedeyken bir civcivin kovaladığı ben şimdi bir kaplan yavrusunu seviyorum! Bir kez daha korkuların özgürlüğü nasıl kısıtladığını, büyük ya da küçücük zevklerden bile mahrum bıraktığını anımsıyorum.

Burada geçirdiğim günler boyunca daha önce farkında olmadığım veya düşünmediğim bir sürü konu aklıma geliyor. Bali ile Türkiye arasında beş saat fark var. Biz burada uyurken onlar çalışıyor, onlar uyurken de biz. Öyleyse acelemiz niye? Zamanı insanoğlu yaratmış ve sonra da esiri olmuş. Her şeyi rakamlarla ifade etmekten büyük keyif alır olmuşuz, bu uğurda kaybettiklerimizin farkına varmadan. Aslında şu anda günlük tutmuyor olsam günlerin bile farkında değilim. Bilsem de ne olacak? Olacaklara zaman koymuşuz, olanları şu ana taşımaya çalışmışız. Ömre bile süre biçmişiz, erken gitti demişiz, daha ne kadar yaşayacak ki diye sormuşuz. Kaliteyi, iyiyi, güzeli zamanla ölçmeye çalışmışız. Birçok konuda olduğu gibi işin özünü kaçırmışız.