background

06 Temmuz 2012

Bugün bizim evlilik yıldönümümüz. Yirmi sekiz sene olmuş.

Kimi insanlar için bir ömür. Serhat Gana’da olduğundan Skype ile görüşüp, birbirimizi kutluyoruz.

Saat on sularında Arzu’nun kız kardeşinden telefon geliyor. Araba kullanabilecek gibi hissetmediğimden bir taksiye binip hastaneye doğru yola çıkıyorum. Sanki yol bitmek bilmiyor. Taksiciden durumun acil olduğunu söyleyerek yardım istiyorum. O da kestirme ve ara yollardan hızla beni götürmeye çalışıyor. Yol boyunca kız kardeşinin söylediği sözler kulağımda “Oyacığım, Arzu çok kötü durumda”. Panik, korku ve şaşkınlık dolu bir sesle söylüyor bunları. Yoğun bakımın kapısında buluyorum onu, donuk gözlerle bakıyor. Bana sarılarak ağlıyor ve ben ne diyeceğimi bilemiyorum. Sonra hemşirenin ziline basarak beni içeri almalarını söylüyor.

Yavaşça içeri giriyorum. Arzu beni görmekten mutlu, haline rağmen gülümsüyor. Ağızında nefes almasını kolaylaştırmak için maske var. Elini tutarak konuşma diyorum. Bizim anlaşmak için konuşmaya ihtiyacımız yok, gözlerimiz yetiyor. Birden “Hakkını helal et Arzucuğum” diyorum. Sanki onun vedalaşmalarını kolaylaştırmak için. O da yavaşça maskesini çıkarıyor ve “Sen de” diyor. Sonra “Korkuyorum” diye ekliyor. Ben de “Korkuların olmadığı bir yerde olacağını biliyorsun”. Acı ile karışık bir gülümseme beliriyor gözlerinde. Biraz kalıp, yanından ayrılıyorum. Hep nefessiz kalarak ölmekten korktuğunu söylerdi. Koridorda ilerlerken bunun olmaması için dua ediyorum.

Koridorun sonunda eşini görüyorum. Yalnız başına oturuyor. Diğer herkes kapının önünde. Yanına giderek, “Senin için yapabileceğim bir şey var mı?” diye soruyorum.  Acı bir gülümseme ile “Yok teşekkür ederim” diyor. Sanki ben kimin umurundayım der gibi. Arzunun kalbinin neden parçalanmış olduğunu anlatan bir kare bu. Bir tarafta ailesi, diğer tarafta eşi.

Benim arkamdan yanına gelen tüm yakınları ve arkadaşları ile vedalaştığını öğreniyorum. Bu kalbimin sızısını biraz yumuşatıyor.

Akşam iş çıkışında Ezgiye gidiyorum. Arzu nasıl gitmeye hazırlanıyorsa, biz de onu yolcu etmeye hazırlanıyoruz. Arzu’nun bize kattıklarını konuşuyoruz, bunları konuşurken hem müteşekkiriz hem de biraz korku taşıyoruz. Veda etmek hiç de kolay değil. Eve döndüğümde oğlumla biraz sohbet ediyoruz. Tam yatmaya giderken Ezgi’den mesaj geliyor, “Uyudun mu?” Arıyorum, biraz daha korkularımızdan konuşuyoruz ve tekrar yatmaya gidiyorum. Bir rüya ile uyanıyorum. Arzu bana “Kızıma iyi bakar mısın?” diyor, ben de cevap olarak, “İzin verirlerse” diyorum. Onun için dua ettikten sonra tekrar uyuyorum.