background

07 Şubat 2011

Bugün babamın doğum günü. Yetmiş dokuz yaşını bitirip, sekseninden gün almaya başlıyor. Babam Erzin’de ben de İstanbul’da yaşadığım için onu telefonla arıyorum.

– Kızım seksen yaşına girdim bugün.

Gülüşüyoruz telefonda. Bana televizyonda gördüğü ve 120 yaşına giren kadını anlatıyor ve gülerek;

– Benden 40 yaş büyük.

– Babacığım sen de yarı yaşın daha yaşarsan 120’ye gelirsin diyorum.

Sesi o kadar neşeli geliyor ki, ben de çok mutlu oluyorum. Evde yalnız olduğunu, eşinin ve çocukların Ceyhan’a gittiğini söylüyor. Kendisine dikkat etmesini söyleyerek telefonu kapatıyorum.

Babam annemin ölümünden sonra ikinci kez evlendi. İkinci hanımı da ne yazık ki kısa süre sonra vefat etti. Şimdiki hanımı ise benden 5 yaş küçük ve babam 70 yaşına yaklaşmışken üç erkek çocuk sahibi oldu.

Ağabeyim ve annemin arka arkaya vefatları, hem benim hem de evlat acısını da yaşamış babam için ağır deneyimlerdi.

Belki de bu hanımdan olan ilk oğlu dünyaya geldiğinde yüreğindeki acıyı hafifletebileceğini düşündü. Bir gerçek var ki o da hiç kimsenin yerini bir başkası alamıyor. Benim içinse kendi çocuklarımdan çok küçük bu çocukları babamdan bir parça olarak görsem ve sevsem de kardeş olarak görmek nerede ise mümkün değil.