background

08 Ağustos 2012

İstanbul

Havaalanındayım ve Erzin’e gidiyorum. Gece uyuyamadım. Sıcaktan mı yoksa düşüncelerden mi bilmiyorum. Sabaha karşı rüyamda uçakla bir yere gidiyordum. Başörtülü bir kadın vardı. Neşe’nin yardımcısıymış. Sonrasında, oğlum Can ile Bali’ye benzeyen ama tam hatırlayamadığım çok güzel, deniz kıyısı gibi bir yerlere gitmişiz. Çok güzel koylar vardı ve burada denize girdik. Bakalım Erzin’de nasıl bir durumla karşılaşacağım?

Erzin

Babam küçülmüş, derisi kemiklerinin üzerine adeta yapışmış ve kendinde değil. Bir şeyler mırıldanıyor, yüzü kah gülüyor, kah kızgın. Bu zayıflamış bedeni terk etmek üzereyken iç hesaplaşmasını yapıyor gibi mimikleri var. Elini tutuyorum ve yanağını okşuyorum. Babacım ben geldim, bak buradayım diyorum, gözünden bir damla yaş aşağı doğru süzülüyor, gözleri kapalı.

Ben biliyorum, babam burada olduğumun farkında. Usulca ona veda ediyorum. Onu çok sevdiğimi, her zaman kalbimde olacağını, babam olduğu için her zaman gurur duyacağımı söylüyorum. Beni bu dünyaya getirdiği ve böyle bir baba olduğu için teşekkür ediyorum. Gittiğinde anneme ve ağabeyime iyi olduğumu söylemesini istiyorum. Burada kaldığım beş saatin tamamını babamla baş başa sessizce geçiriyorum. Saat öğleden sonra üçte tekrar İstanbul’a dönmek üzere Adana havaalanına doğru yola koyuluyorum.

Yol boyunca babamın görüntüsü gözlerimin önünden gitmiyor. O haline rağmen yaşamının tüm hesaplarını görmeden gitmek istemeyen bir insan vardı gözümün önünde. Bir anda kendi hayatımla ilgili hesaplarım aklıma geliyor. Kızgınlıklar, kırgınlıklar, kırdıklarım, üzdüklerim.

Hayata dair en ağır yükün insan ilişkilerinden kaynaklandığının farkına varıyorum. Tüm hesaplarımız hayatımızı paylaştığımız yakın ya da uzak kişilerle.