background

09 Temmuz 2012

Sabah iş yerindeyim, gün geçmek bilmiyor. Ne yapacağımı bilmez halde dolanıp duruyorum. Aklım hep Arzu’da. Hastaneye gitmek de istemiyorum. Çok güzel bir şekilde vedalaştık. Orada olmamın ona bir faydası yok. Ona yüreğimden bol bol ışık gönderiyorum.

Akşam eve dönmek için trafikteyken telefonuma mesaj geliyor, onu okurken Ezgi arıyor. Arzu yuvaya yolculuğunu tamamladı. Doktorlar kalp ve nabzının yavaşlamasıyla, nefes darlığı çekmeden, kalbi durarak vefat etti demiş. Garip bir şekilde bu habere seviniyorum. Sevincin ve üzüntünün ne kadar göreceli olduğunun farkına varıyorum.

Arzu tüm vedalarını gerçekleştirerek ve nereye gittiğini bilerek, her şeyin farkında olarak bu dünyadan ayrılan nadir insanlardan. Mekanı cennet olsun diyorum içimden.

Eve gelir gelmez üstümü değiştirerek annesinin evine gidiyorum. Bana sarılıyor, sen kızımı mutlu ettin, artık sen de benim kızımsın diye ağlıyor. Babası da aynı durumda. Kız kardeşi suskun, nedense beni görmeye bile tahammülünün olmadığını hissediyorum. Bir müddet oturduktan sonra merdivenlerden inerken Arzu’nun kapısının zilini çalıyorum. Eşi açıyor. Başınız sağ olsun diyorum. Teşekkür ederken gözlerime biraz şaşkın bakıyor. Birçok kişi Arzu’nun hastalığında onu da suçladığını düşünürken, benim ona sevgi ile bakmamı anlayamamış gibi. Kızı ve kendisi için yapabileceğim bir şey olursa beni arayabileceğini söyleyerek, bir daha o apartmanın kapısından girmeyeceğimi bilmeden oradan ayrılıyorum.

Arzu’nun bu dünyadan gitmesi benim için bir devrin sonu gibi.

Benim için bir mucize yaratıp kendime inanmamı sağlayan, kanserli hücrelerini tümüyle yok edebilen ve şifanın sadece bu dünyada kalmak olmadığını bana öğreten yüce ruh, sevgili arkadaşım Arzu, yolun ışık olsun.