background

11 Ağustos 2012

Saat sabah on bir ve tam alışveriş torbalarını eve taşırken çalan telefonumda Neşe’nin feryat figan sesi. Babam annemle abimin yanına doğru yola çıkmış. Hemen Esin’e mesaj attım. Asansöre binerek eve çıktım. Bedenim, ruhumun ve zihnimin gelgitleri ile sarsılır durumda. Kalbimin bir yanı babamın huzura kavuştuğunu söylüyor, bir yanı kızgın bir hançer batırılmış gibi acıyor, yanıyor. Çocuklarımla birbirimize sarılıyoruz. Serhat yurt dışında, telefonla konuşuyoruz. Cenazeye gitmek istemiyorum ama egom herkes ne düşünür, ne söyler diyor. Ben babama uzaktan da eşlik edebileceğimi biliyorum. Egoma mağlup olup bilet için internete bakıyorum. Hayat egoma izin vermiyor. Akşama kadarki tüm uçaklar dolu. Öğleden sonraki cenaze törenine yetişmem imkansız. Cenazeye gidemedikten sonra Erzin’de ne işim var? İsmail Beyle konuşuyorum. Merak etme Oya abla ben her şeyle ilgileneceğim diyor, rahatlıyorum. Derken kapı çalıyor, Esin, Serap’a haber vermiş, kapıda karşımda. Sarılıyorum, gözlerim doluyor. Hıçkırarak ağlamayı bilmiyorum. Sadece yanaklarımdan usulca süzülen yaşlar var.

Arkasından Didem ve Bahar geliyorlar. Onlara babam toprağa verilirken meditasyonla eşlik etmek istediğimi söylüyorum. Onlar da biz de katılırız diyorlar. Didem hemen internetten ikindi namazının saatine bakıyor. Atladığımız bir şey var, Erzin daha doğuda olduğu için orada yarım saat önce oluyor namaz vakitleri. Balkonda oturuyoruz, konuşuyoruz. Derken telefonum çalıyor, İsmail Bey “Abla namazı kıldık şimdi toprağa vermeye gidiyoruz” diye haber veriyor. Hayatta hesapsız niyetlerin nasıl da güzel işlediğinin farkına varıyoruz ve hep beraber benim meditasyon odama geçerek babamın ışığa gidişinde ona eşlik ediyoruz.

Akşamüstü Esin de bize katılıyor. Geç vakitlere kadar babamdan, sevgiden veya şu andaki dünya hallerinden konuşuyoruz. Babacığımı bu şekilde yolcu etmek bana iyi geliyor. Evet, annemi, abimi ve babamı fiziksel dünyada kaybettim ama diğer taraftan bir başka ailem var ki onlara paha biçilmez. Eşim ve çocuklarımın varlığı başlı başına bir değer. Kaybettiklerime değil sahip olduklarıma yoğunlaşıyorum.

Büyük bir kaybın yaşandığı bugünde bu kadar şükran ve teşekkür dolu olmak sanıyorum herkese nasip olmuyor.

Bırakmayı bilmek, teslimiyet ve kabullenme, hayatın mükemmel üçlüsü. Koşulsuz mutluluk da bu olsa gerek.