background

15 Nisan 2011

İkinci ameliyat sonrasında Arzu’yu hastanede görmeye gidiyorum. Nasıl bir Arzu’yla karşılaşacağımı bilmiyorum. Acı çeken insanlar gördüğümde bayılma gibi bir huyum olduğundan hastanelerin bana göre olmadığını düşünüyorum. Benim için acıdan kaçmanın kolay yolu ama bir sakıncası var, doktorlar hastayı bırakıp benimle ilgilenmek zorunda kalıyorlar. Bu konuda epeyce anım var. Yalnızca ağabeyim hastanede iken bu olmamıştı. O zaman geçtiğini zannetmiştim ama çok yakınım olmayan birini ilk ziyarete gidişimde numaramı yine yaparak, boylu boyunca uzanıp, gözlerim açık bayılmıştım. Arzu’nun yanındayken başıma böyle bir şey gelmesinden korkuyorum. Sonra kendime, sen ne biçim bir şifacısın, hasta, acı çeken insanlara dayanamayan şifacı mı olur? diye soruyorum.  Bu düşünce dudaklarımda acıyla karışık bir gülümsemeye neden oluyor.

Arzu’nun yanına geldiğimde tüm bu düşünceler sabun köpüğü gibi uçup, kayboluyorlar. Beni gördüğü anda yüzünde oluşan gülümsemeye hayran oluyorum. Gözlerinde kalbini görüyorum. Ona her şifa için gittiğimde o da beni sanki sevgisi ile şifalandırıyor. Kız kardeşi hastaneden ayrılırken, peşimden gelerek benimle konuşmak istediğini söylüyor. Beni gördüğünde Arzu’nun farklılaştığını, hastalık ve ölüm korkusundan uzaklaştığını, onun bu olanları kolay atlatmasına yardımcı olduğumu anlatıyor. Ben de ona, bir gün gelecek bensiz de hayatı kolaylaşacak diyorum. Şimdi bana ihtiyaç duyduğunu, ancak kendi başına da bu durumun üstesinden gelmeyi öğrenmesi gerektiğini söylerken, bu sözleri kendim içinde söylüyormuş gibi hissediyorum.

Bahar mevsiminin etkisinden midir bilmem ben de enerjimi düşük hissediyorum. Ay sonunda gideceğim Bodrum programı iyi gelecek sanırım.