background

20 Mayıs 2012

Bugün Arzu’yu yoğun bakımdan çıkaracakları için hastaneye gidip, odasına getirmelerini bekliyorum. Gülerek geldi odaya. Karşımızda o muzip Arzu var. Görüntüsü gayet iyiydi. Elimi karnına koyduğum anda enerji çekmeye başladı. Kalbin yorulduğunun göstergesi olarak karnı şişti. Bir anda annemin son zamanlarını yaşıyormuş gibi hissettim kendimi.

Annesi ile birlikte hastanenin kafesine gidiyoruz. Gözümün içine bakıyor iyi bir şeyler söyler miyim acaba diye. Sanki ben ne dersem, ağzımdan ne çıkarsa o olacakmış gibi soruyor “Nasıl buldun Arzu’yu, iyileşecek mi?”. Aslında sorduğu sorunun cevabını kendisi de biliyor. Korkuyorum yanlış bir kelime söylemekten. Doğruyu dile getirmek de, yalan söylemek de zor bu durumda. Zaman gösterecek diyorum gözlerimi kaçırarak. Nefes alıyorum derin, derin kendimde kalabilmek için. Benden Tanrı’yı oynamamı bekleyen bu insanlar için ne yapabilirim? Sonra boynuma sarılıyor, hıçkırarak ağlıyor ve bir taraftan teşekkür ediyor. Kızımı zor zamanlarında yalnız bırakmadığın, yüzünü her zaman güldürdüğün ve mutlu ettiğin için hakkını helal et diyor. Hangi hak, ne hakkı diye,  Arzu’yu çok sevdiğimi ve benim için önemli olduğunu söylüyorum, gözyaşlarımı içime akıtarak ben de ona sarılırken.