background

25 Şubat 2011

Hala kendimi pekiyi hissetmiyorum ve Hindistan’da yakınlaştığımız Ezgi’yi arıyorum. Bu yolculukta çok değişik şeyler yaşadık ve bu yaşadıklarım beni sanki ruhsal olarak Ezgi’ye bağladı. Hindistan yolculuğunun bir büyüsü vardı, öyle ki Serap oradan dönükten sonra bir kitap yazdı. Orada geçirdiğim on gün 51 senede yaşadıklarıma hiç de benzemiyordu. Ezgi “Tabi ki yarın öğlen 12’de gel” dedi. Bana iyi geleceğini zaten biliyordum ama hayatımın bu gün tümden değişeceğini, bambaşka bir Oya olacağımı hayal bile edemiyordum. Daha konuşmaya başlar başlamaz Ezgi bana “Sen insanlara şifa vermek istiyorsun, içinde öyle bir potansiyel var, bu sana verilmiş bir hediye ve sen bunu neden kullanmıyorsun?”.

“İşte, ben olabilmem için açmam gereken kapının altın anahtarı yola çıkmıştı. Bana kendisine gelen iki danışanını yönlendireceğini söyledi. Bunlardan birisi kanser hastası Arzu, diğeri de bel fıtığı ameliyatı geçirmiş Seyran. Eh ne de olsa çok tecrübeliyim bel fıtığı konusunda.

Bu Arzu’nun adını duyduğum ilk an. Hayatımın o noktada bu kadar büyük değişime uğrayacağını, rüyalarımda bile yapamayacağım, yaşayamayacağım durumların sıraya gireceğini elbette bilmiyordum.  Hani öylesine gidip, Reiki enerjisi vereceğim. Ben o anda sadece böyle düşünüyorum. Bu işi yapacak olmak beni iyi anlamda çok heyecanlandırıyor ama diğer yanda inanılmaz korkutuyor. Yanlış sözler söylemekten, faydalı olamamaktan ve başarısız olmaktan korkuyorum.

Başarı ne demekti ki? Böyle bir kelimenin hayattaki yeri neydi? İnsanlar bir takım şeyleri başarabilmek için neler yapıyorlardı? Başarı baskısı hayatlarını nasılda zorluyordu? Bu soruların cevapları birer birer gelecekti zaten. Korkularım yine su üstüne çıkmaya başladı.