background

30 Mayıs 2012

Şu son günlerde yoğun bir şekilde endişeler, korkular ve üzüntüler yaşıyorum. Akşam erken yatmak istedim ama telefonlardan fırsat olmadı. Ezgi ile Arzu hakkında uzunca konuşuyoruz. O gerçekleri tüm açıklığı ile konuşurken ben bundan bir nebze kaçıyorum. Belki de Arzu’nun kardeşinin tepkisini azaltmak için böyle davranıyorum. Arzu’ya çok baskı yaptığının farkındayım. Durmaksızın pozitif düşünmelisin diyor, sanki bazı şeyler söylemekle oluyormuş gibi. Artık, pozitif olmak kelimesinden midem bulanıyor. Hele bu durumda anlamını çoktan yitirmiş. Kime göre veya neye göre pozitif. Korkusunu anlıyorum, ben de yaşadım bunları. Arzu ile çalışmaya başladığımız ilk günden itibaren “lazım” kelimesinden vaz geçirmeye çalıştım, şimdi kız kardeşi her iki lafının birinde böyle yapman, böyle düşünmen lazım diyor. Bir litrelik şişeye iki litre su dolduramazsın ki. Baskıcı tutumla çözülmüş hangi mesele var. Kendimize bile bazen söz geçiremezken, başkalarına niye?

Gece rüyamda bir tohum enerjisi çalışması yapıyorum. Bu ne demekse?

Gün içerisinde işe geliş, gidiş, bazen arkadaşlarla buluşma, ev işleri derken günler geçip gidiyor. Aklım ve kalbim Arzu’da.

Bu arada babama bakan fizyoterapist İsmail Bey ayrıldı, tam da babam yürümeye başlamışken. Babamı eşine karşı bir kıskançlık duygusu sarıp sarmalamış. Bir de çevredekilerin dedikodu merakı işin içine girince işler arapsaçına dönüyor. Babam gibi akıllı, zeki, inançlı ve kültürlü bir adam bile yönünü şaşırıp dedikodulara prim veriyor. Her ne kadar onun hayatıdır diyerek kabul etmeye çalışsam da en yakınlarımız söz konusu olduğunda kabule dair tüm bildiklerimiz unutuluyor. Bütün bildiğim, öğrendiğim her şey şu anda yok olmuş durumda.