background

Ezgi’den Önsöz

2010’un sonu- 2011’in başı benim ölümle olan ilişkimin değişmeye başladığı zamanlardı. Arzu ile beraber yürüdüğüm yolculuk ise bu değişime çok büyük katkı sağladı.

Ölüm, hepimizin bir gün başına geleceğini bildiği ama konuşmaktan en çekindiği konulardan birisi. Dolayısıyla ölüm korkusu, hayatın bu dünyadan ibaret olduğunu düşünenler içinse en büyük korkudur. Ölüm, kocaman ve karanlık bir belirsizlik. Ölüm korkusu görmezden gelinip, inkar edildiğinde ise bizi içten içe kemiren, hayatımızı ufaltan, kanatlarımızı bulup uçmaktan alı koyan bir engele dönüşür. Aranızda “Ben ölümden korkmuyorum, kendim her an ölebileceğimi biliyorum. Benim korkum sevdiklerimi kendimden önce kaybetmek” diyenleriniz olabilir. Bu cümlenin içinde gizlenmiş ölüm korkusu da hayatları sinsice ufaltmaya yeter.

Arzu ile yeri geldiğinde şifacı-şifalanan, öğretmen-öğrenci ya da iki arkadaş olarak geçirdiğim zamanda ölümün bir son değil yeni bir başlangıç, dehşet değil neşe getirdiğini gördüm. Hayatta ki son günlerinde Arzu’yu hastanede ziyaretine gitmiştim, beraber bir meditasyon yaptık. Meditasyonunda öbür dünyaya nasıl geçeceğini, kimin kendisini alıp götüreceğini ve kimin onu diğer tarafta karşılayacağını gördü. Ölümle yüzleşti. Ne demek olduğunu algıladı ve bana da anlattı. Meditasyondan sonra “Nasıl hissediyorsun?” diye sorduğumda “Ben fiziksel olarak bu kadar ağrı ve kendimi bu kadar çirkin hissederken aynı zamanda hiç bu kadar güzel hissetmemiştim” dedi. İşte o an ölümün, hayat dediğimiz bir tiyatro perdesi kapanırken aslında başka bir düzlemde başka bir boyutta yeni bir sahnenin açılışı olduğunu fark ettim. Ruhumun en derinliklerine ve bedenimin iliklerine kadar biliyorum ki Arzu yeni sahnesinde çok mutlu.

Sizler için dileğimse Oya’nın değerli günlüğünü paylaştığı bu kitabı okurken içinizde ölüme karşı yeni bir pencere açmanız. Ve bu hayatı daha cesur, daha yürekten ve daha büyük bir coşkuyla yaşamanız. Çünkü Arzu’da sizler için bunu dilerdi.

İyi okumalar ve keyifli yolculuklar.

Sevgiyle,

Ezgi Sorman