background

Giriş

Çocukluğumda, etrafımdaki insanlardan duyduğum ve anlamaya çalıştığım, yaşadıkları olumsuz olaylarla ilgili olarak kullandıkları son cümle “Kader böyle imiş, alın yazısı kötü yazılmış” olurdu. Babam İlahiyat Fakültesi mezunu olduğu için zaman zaman ağabeyim ve ben onunla dini konularda konuşur, ondan hayat hakkında bir şeyler öğrenirdik. Dokuz on yaşlarında iken bir gün babama “Her şey alnımızda yazılı ise ve kaderimiz belirlenmişse işlediğimiz günahlardan nasıl sorumlu olabiliriz?” diye sordum. Bana yanıtı;

“Kızım kader tek bir çizgi değildir. Şimdi bir ağacı düşün. Onun yalnızca bir gövdesi var. Bu gövde insan hayatının yedi yaşına kadar olan kısmıdır. Sonrasında iki üç ana dala, sonra daha ince dallara doğru ağacın cinsine göre büyür. Bu dallardan bazıları çok sağlam, bazıları ise zayıf ve kırılgandır. Ağaca tırmanırken zayıf dalları seçersen, kırılır, sen de düşer ve yaralanırsın, canın yanar. Sağlam dalları seçersen de en tepe noktaya kadar sorunsuzca tırmanabilirsin.  İşte senin kaderin de bir ağacın dalları kadar seçeneğe sahiptir. Yedi yaşından sonra hangi daldan yürüyeceğini sen özgür iradenle seçersin.”

Eğer kendinize izin verirseniz, sevdiğiniz bir insanı kaybetmekten gelen acıda, pek çok şey öğrenebilirsiniz.

(Tibet’in Ölüm ve Yaşam Kitabı)

Serap telefonla aradı.

Oya Hindistan’a gitmek ister misin? Eğer arzu edersen benim evde toplanacağız program yapacağız.

Tabii ki çok isterim.

Serap benin Reiki Master eğitimimden sonra yakınlaştığım bir arkadaşım. Her birimiz hayatımızda olan maddi veya manevi sorunların bedenimizde yarattığı tahribatları iyileştirme arayışı içinde Reiki enerjisi ile tanışmışız. Hepimizin öncelikli amacı kendimizi iyileştirmek. Bedensel rahatsızlıklarımızı iyileştirirken, ruhumuzu da iyileştirebileceğimizi düşünememişiz. Ellerimiz ile kendimize ya da bir başkasına verebildiğimiz bu enerji ile bel fıtıklarımı iyileştirirken ve aslında ruhumu ağırlıklarından temizlerken, bir gün başkaları için de bunu kullanarak, hayatımın amacını bulacağımı bilmiyordum.

Toplanacağımız gün Serap’ın evinin tam önünde Hintli gibi giyinmiş şalvarlı bir kadınla aynı anda kapıdan giriyoruz. Şimdiden gitmeye hazır görünüyorsun diyorum. Cevap vermeden yüzüme gülümseyerek bakıyor. Ezgi ile ilk karşılaşmamız. Kim olduğunu bilmiyorum bile. İçerideki konuşmalardan kim olduğunu öğrendiğimde biraz mahcup oluyorum söylediklerim için. Benden yaşça küçük bu kadından daha sonra ne çok şey öğreneceğim.

Ben ilk on günlük kısımda onlarla olmak istediğimi söylüyorum. Eve gelince eşimle konuşuyoruz. O da hemen Yeni Delhi için Türk Hava Yollarından puanları ile bana businessclass bir bilet ayarlıyor, Hindistan koca ülke, biz neresine gideceğiz hiç bilmeden. Heyecanla Serap’ı arıyorum. O da bu fikri çok seviyor ve bir bilet de o ayırtıyor. Sonradan öğreniyoruz ki Yeni Delhi neresi Auroville neresi. Biri kuzeyde, diğeri güneyde. Çok gülüyoruz halimize ve aylarca arkadaşlarımız bizimle dalga geçiyor.

Aralık ayında Hindistan yolculuğuna çıkacağım. Reiki Master eğitimimi tamamlayalı bir yıl oldu. Bu süre içinde ağırlıklı olarak kendimle çalışıyorum. Korkularım, kendimde kabul edemediklerim, yaşadıklarım, derslerim, öğrendiklerim ve hala farkına varamadıklarım. 50 yıllık hayatımda kendime sormadığım hatta aklıma getirmediklerim.

Hindistan’a gideceğimi söylediğimde babam bana “Dinlerin doğduğu yere gidiyorsun” diyor. Yaptığım her şeyi onaylayan bir babamın olması hayatta yaşanan tüm sıkıntı ve acılara rağmen beni güçlü kılıyor.

Son birkaç yıldır kendime “Ben kimim?” sorusunu soruyorum. Sorumun cevabı, 28 Mayıs 2010 da günlüğüme içimden gelenleri yazarken geliyor.

“Aralıkta Hindistan’a yapacağımız ruhsal yolculuğa hazırlanmak istiyorum. Kendimi tanımak ve böylece başkalarının da kendilerini tanıyabilmelerine olanak sağlamak beni en mutlu kılan yaşam şekillerinden biri. Artık öğrendiğim en önemli konu zamanı kendimin yarattığı ve şartlara bağlı olmadığı. Olayların hiçbirisi şartlara bağlı değil. Benim duygu, düşünce ve davranışlarımın ürünü. Bugün kalemim durmak istemiyor. Bir gün bunları toparlayarak kitap yazabilirim. Aslında bu gerçekleşti ancak bu şimdi değil, zaman dilimi içerisinde bir yerde.

Yaşadığım her şeyin benim gerçek ben olmam için gerekli olduğunu görüyorum. Bunlardan bir tanesi eksik olsaydı ben olmazdım.

Ben kimim? Ben yaşadığım yaşamın her anında farklı bir ben oluşturarak (her farkındalıkta), aslında kim olduğunu her an farklı bir şekilde tarif eden (tüm farkındalıkların bütünü ile) ve bir gün bu yaşamın sonundaki benim. Yani hem bilinen hem de bilinmeyenim.”

Hindistan yolculuğu gerçekten benim için inanılmaz geçiyor. On günün sonunda yaşadığım onca deneyim ve bende yarattığı değişiklerle evime dönüyorum, hem de sigarayı bırakmış olarak. İnsan aklının alamayacağı, anlatılamayan ancak yaşanabilecek birçok olay.

Dönüşümüzden bir müddet sonra Serap yazacağı kitap için bana Hindistan’la ilgili yaşadıklarımı, duygularımı soruyor.

Bir tek cümle ile “Aidiyet duygumu kaybettim. Herkese, her şeye hem aitim hem de değilim. Bir bütünlük duygusu yaşıyorum.”